Bu da serimizin son yazısı. Cehalet, ülkemizin içine düştüğü en önemli 3 sorunundan birisi olarak kayda geçmeye değer diye düşünüyorum. Bazıları diyebilir "Türkiye'de okur-yazar oranı şöyle böyle arttı", vs. diye. Ancak ben katılmadığımı peşinen belirtmiş olayım. Ne okur-yazarlık oranı gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında istenen seviyede, ne de ülkemizde kitap satış rakamları ve buna bağlı kitap okuma alışkanlığı tatmin edebiliyor insanı. Örneğin Birleşmiş Milletler (UN) Kalkınma Programı 2009 raporlarına göre Türkiye %88.7 okuma-yazma oranı ile 177 ülke arasında ancak 101'inci sırada. Durumun özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde oldukça vahim olduğunu söylememize gerek yok sanırım. Yani bu soruna gözlerimizi kapamak sorunu kesinlikle ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Bütün riskleri de bilinerek, cesaretle üzerine gidilmeli. Ne yazık ki bizler kendi öz tarihimizi, kültürümüzü ve dinimizi Batılılardan öğrenmişiz. Bu konuda başkalarını suçlamayalım. İğneyi başkasına ve çuvaldızı kendimize lütfen. Osmanlı tarini Gibbon'dan; Hallac-ı Mansur veya Mevlana gibi tasavvuf büyüklerimizin eserlerini Massignon, Nicholson, Schimmel gibi oryantalistlerden öğrenmedik mi? Bir büyüğümüzün eserinden okumuştum: Son birkaç asırdır eğitime ve kültürümüze verdiğimiz ihmalin boyutlarını görmek açısından Edirne şehrine bakmak bile yeterli olacaktır. 300'den fazla camisi olan bir şehrin 1960'larda 20-30 camisi aktif halde idi. Daha henüz 15. yy.'da günümüz üniversitelerine denk eğitim veren kurumlar ise bugün tamamen harabedir.(*)
Bir başka husus da özellikle Türkiye'de görünüşü ile kaliteli kitap yeni yeni basılmaya başlandı. Ancak kitap fiyatları halen çok yüksek. Zaten korsan yayıncılık bu endüstriye en büyük sekteyi vurmasına rağmen hala engellenemiyor. İkinci el kitap alış-satış imkanları oldukça kısıtlı. Halk arasında kitap okumayı sevdirecek ve teşvik edecek gösteriler ve fuarlar kesinlikle yeterli değil. Üniversite kütüphaneleri de oldukça yetersiz. Halen 1950-60'ların kitapları ve dergileri rafları dolduruyor. Halk kütüphanelerinden bahsetmeye bile değmez sanırım. Bu konudaki eksiklikler saymakla bitmez. Neresinden tutsanız sıkıntılı. Sanırım genel olarak kitap okumaya ve ilme önem veremiyoruz. Veya ancak belli kişiler onu yapabilir diye düşünüyoruz. Belki de kitap okumaktan korkuyor olabiliriz, zira bu şekilde öğreneceğimiz gerçekler bizi huzursuz yapabilir!
Özellikle Batı dünyasında kitaplar çok önemli ve özellikle yolculuklarda insanların yanlarından ayıramadıkları en büyük dostu. Örneğin Amerikalılara sorsanız şayet bir yolculuğa çıktığınızda yanınıza alacağınız 3 şey ne olurdu diye emin olun bir tanesi kitaptır. Bütün bunlara rağmen özellikle 18-24 yaş grubu arasında kitap okuma kültürü hızla düşüyor ve Batı dünyasında ciddi endişelere neden oluyor şu an için. Bunda TV ve bilgisayar kültürü etkisi vardır muhakkak.
Cornell Üniversitesi tarafından yapılmış bir bilimsel çalışmaya göre kitap okuyanlar okumayanlara göre en az 3 misli daha fazla hayır işlerine ve yardım kuruluşlarında gönüllü çalışıyorlar. Daha fazla tiyatroya gidiyorlar ve sanatla daha çok ilgileniyorlar.
Kitap okumanın faydaları çok fazla. Aklıma gelen üç tanesini sıralamış olayım:
1. Günlük sıkıntı ve streslerden kaçmak ve bir süre için nefes almak. Kitabın sizi götürdüğü coğrafyada kendinizi hayal ederek rahatlamak.
2. Beynimizi ve hayal gücümüzü geliştirmek. Kitap okuyan çocukların okumayanlarına göre daha başarılı olması. (Aslında burda "causality" ile ilgili bazı sorunlar olabilir. Yani cidden de daha çok okuyanlar daha akıllı mı oluyor yoksa daha akıllı oldukları için mi daha çok okuyası geliyor bu kişilerin?)
3. Eğlenceli ve tatmin edici bir uğraşı. Ayrıca kişinin yorgunluğunu zevkle atması için de birebir.
Bazılarımız şöyle bir itiraz yöneltebilirler: İyi de bu cehalet kitap okuyunca çözülebilecek türden bir meret mi? Aslında tam değil. Yani hepimizin bildiği "sen vali olursun ama adam olamazsın" hikayesi gibi bir şey. Yani bir çok kitap okuyup sırtına kitap yüklemiş merkep gibi de olabiliriz. Okuduğumuz kitaplar ve bilgimiz eğer pozitif bir aksiyon doğurmuyorsa bir nebze gereksiz bir bilgidir denebilir. Aynı gereksiz kabiliyetlerinden ötürü padişahın soytarısını önce ödüllendirmesi sonra da kırbaçlattırması hatırlanmalıdır diye düşünüyorum.
Bu bağlamda uzun sözün kısası, öncelikli olarak bilgi değerlidir ve bir eğitim seferberliği zaruridir. Ancak bu kendi başına yeterli değildir. Müspet hareket ile desteklenmelidir ve ilmi edinen kişinin hareketlerinde ve ahlakında değişme ve gelişme meydana getirmelidir. Yani bilgi bizi müspet olarak değiştirebildiği ölçüde değerlidir.
Bu konu ile ilgili enfes bir tesbit çok hoşuma gider: "Bizim düşmanımız cehalet, zaruret (fakirlik) ve ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san'at, marifet (bilgi) ve ittifak silâhıyla mücadele edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimizle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette (düşmanlıkta) fenalık var, husumete vaktimiz yoktur." Gerçekten de değerlendirme çok güzel. Ben de katılıyorum, muhakkak ki "sanat, marifet ve ittifak bizi bu debdebeli okyanusta kurtuluş sahiline çıkaracak en önemli araçlardır".
(*) Bu tespitler için birinci dereceden bir kaynak kullanmadığım için rakamlarda hatalar olabilir.
Devamını okumak için tıklayınız...






