14 Eylül 2009 Pazartesi

ÇİN NEREYE KOŞUYOR

Son zamanlarda, Çin‘deki devlet şirketleri emtia piyasalarında uluslararası büyüklükte şirketler satın almaya başladı. ödemeleri ise kasasında biriktirdiği merkez bankası rezervlerinden gerçekeştiriyor. Bu da beraberinde iki soruyu gündeme getiriyor: Birincisi, mevcut uluslararası rezervler bu şekilde likite cevrilmeye devam edilirse, uyguladıkları sabit kur politikasi tehlikeye girer mi? İkinci soru ise Çin uluslararsı emtia piyasalarında söz sahibi olabilir mi ve olursa uzun vadede uluslarası piyasalar bundan nasıl ve ne kadar etkilenir?

Öncelikle son zamanlardaki gelişmeleri kısaca özetleyerek başlayalım:
• Çin devlet şirketi Sinopec , Kanada’li Addax petrol şirketini 7.5 milyar dolar gibi ciddi bir fiyat ödeyerek bünyesine kattı. Çin bu satışla birlikte batı ülkelerinden ilk kez büyük bir petrol şirketi satın almış oldu. Ayrıca Amerikan ve Çin Alüminyum şirketleri büyük bir maden şirketinde hatırı sayılır miktarda alım yaparak ortak durumuna geldiler.
• Çin, Güney Amerika ülkelerine karşi olumlu politikalar izlemeye başladı. Bu ülkelerle ikili ekonomik anlaşmalar imzaladı. Ekvator, Brezilya, Kosta Rika, Venezuella gibi dünya hammadde pazarının temel oyuncuları Çin ile iyi ilişkiler halindeler. Mesela, Çin bakır gibi önemli bir hammaddeyi 2012 yilina kadar Güney Amerika’lı şirketlerden tedarik edecek. Çin Devlet bankası ve Sinopec, Brezilya’ya verdikleri 10 milyar dolarlık borcu, onümüzdeki 10 yıl boyunca bu ülkeden alacaklari petrol karşiliginda mahsup edecekler. Çin boylelikle kendini petrol piyasasında meydana gelebilecek olası çalkantılara karşı hazırlamaya çalışıyor.
Çin, Amerika’nin ardından en büyük petrol tüketicisi durumunda ve nerdeyse dünyayı doyuracak kadar mal üretip dış ülkelere pazarlamakta. Bu da ülkeyi önemli bir hammadde alıcısı haline getirdi. Hindistan ile birlikte, hammadeye olan yüksek talepleri fiyatları hiç gorülmemiş seviyelere çekti. Çin uzun vadede bu tür alanlara yatırım yapmanın önemini kavramış gorünüyor. Hammadde piyasasında önemli bir alici iken, şimdi de önemli bir satıcı olmaya çabaladiklarini soyleyebiliriz.

Peki bu satın almaları nasil finanse edecekler veya ediyorlar? Devlet bu konuda aktif bir strateji takip ediyormu?

Bu konuyla alakalı olarak Çin’in içinde bulunduğu Dollar Trap’e (dolar tuzağı) dikkat çekmekte fayda var. Büyümesi ihracata dayalı olan Çin, uzun yıllardır dış ticaret fazlası vermekte. Buna paralel olarak, doviz piyasalarında sabit kur politikası takip etmekteler. Döviz kurunu sürekli değerinin altinda tutarak rekabet gücünü ellerinde tutuyor, aynı zamanda Çin’e yatirim yapmak isteyen şirketlerin döviz kuru riskini de sıfıra indiriyorlar. Bunu gerçekleştirmek için uzun yıllardır gerek nakit tutarak, gerek devlet tahvillerini satin alarak merkez bankalarinda inanilmaz miktarda dolar reservi olusturdular. 2 trilyon dolara dayanan rezervleri, nerdeyse dünyadaki toplam döviz rezervlerinin yarisi demek. O kadar ki artık ekonomistler Çin için “People’s Republic of China” yerine the “T-bils’s Republic of China” lakabını kullanir oldular. Asıl ilginç olansa, bu kadar paranın atıl durumda olmasi. Dolar cinsinden olan rerzervlerin ülkeye hiçbir katkısı yok, tahvil cinsinden olanlarınsa getirisi çok düşük. Özellikle kriz sonrası ihraç edilen tahvillerin getirisi sıfıra yakın. Olay öyle bir hal aldı ki, Çin “bundan sonra Euro ya da soz gelimi Türk lirasına dönüyorum, döviz rezervi olarak dolar yerine bu paralari kasamda tutacağım” dese bir anda dolar tepe taklak düşebilir (Dollar Plunge). Belki de, elindeki dolarların ve de ABD tahvillerinin bir anda yarı yariya deger kaybetmesine neden olabilir. Dolayısıyla Çin kendini tuzağa sokmuş durumda. Adeta bir bataklık gibi, çıkmak istiyor ama çıkmaya çabalarsa daha da batabilir. Bu durumda yapmasi gereken ani bir hareket yerine zaman icinde alternatif paraları dolar ile değiştirmek gibi görünüyor. Zaten rezervlerinin zaman içindeki kompozisyonuna bakarsak düzenli ve yavaş bir şekilde bu stratejiyi izledikleri anlaşiliyor. Buna ilaveten, başka bir açılım da merkez bankasından geldi , “super-sovereign reserve currency” çıkartmak istiyorlar. Daha başka bir açılım ise özellikle çevre ülkelerle olan ticareti dolar yerine kendi para birimleri ile yapmaya başlamaları.

Daha başka bir çözümse, ellerindeki bu fazla dolarları bir şekilde ülke ekonomisine kazandirmaktan geçmekte. Kısaca söylemek gerekirse, 2007’den itibaren Çin, devlet yatırım bankası aracılığıyla, rezervlerindeki paraları kullanarak devlet varlık fonları oluşturdu. Çin devlet şirketleri aracılığı ile bu para da bir şekilde reel ekonomiye pompalanmaya calişildi. Çin devlet şirketleri, Çin yatırım bankasından milyarlarca dolar borç alarak uluslarası piyasalarda büyük alımlar gerçekleştirmeye başladılar. Krizi de göz önüne alırsak, şu an itibari ile sermayesi kuvvetli olan şirketler güçlerine güç katmaya başladılar. Bunu fırsat bilen Çin de ayni şekilde büyük rakamlar teklif ederek büyük şirketleri bünyelerine katmaktalar.

Yöntem akıllıca görünse de şeffaflık sorunu var. bu da alınan kararların ne kadar ekonomik olduğu sorununu gündeme getirebilir. Ayrıca, Çin bu şekilde büyük paraları döviz rezervlerini kullaranak reel ekonomiye aktarmaya devam ederse, sabit kur politikası tehlikeye girebilir. Bu da Çin gibi çok temkinli oynayan bir ülkenin alacağı bir risk olmasa gerek.



Devamını okumak için tıklayınız...