29 Ağustos 2009 Cumartesi

Hayal Alemi İktisatçısıyım !!


Basitçe terim olarak hayal alemi anlamına gelen "Fildişi kulesi" (İngilizce: ivory tower) tabiri, kişinin gündelik uğraşılardan uzak durmasını ifade eder. Özellikle çocukların içinde yaşadıkları oyun ortamı ve fantazi dünyası bu şekilde tanımlanabilir kanaatimce. Veya yine klasik akademisyenlerin kendilerini sıklıkla içine attıkları münzevi hayat ve içine kapanık ruh durumu da bu kelime ile çok güzel ifade edilebilir. Gerçeklikten kendilerini soyutlamış ve hayal aleminde yaşıyan insanlar! Bu insanlar hayal aleminde kurup test ettikleri modellerle gerçek dünyanın bu karmaşası arasından mana çıkarmaya çalışırlar ve "policymaker"ın çalışmalarına yön verirler. Tam bir çelişki, ama ulvi anlamda...



1981 Nobel İktisat Ödülü'nün de sahibi olan merhum Yale Üniversitesi profesörü James Tobin, zamanın ABD başkanı J.F. Kennedy tarafından Amerikan İktisat Danışmanları Konseyi'ne (Council of Economic Advisers) üye olması için davet edilir. Dr. Tobin bu son derece saygın işi kabul etmekte isteksizdir ve Kennedy'ye şu meşhur sözü söyler: "Korkarım ki yanlış adamı buldunuz sayın Başkan, zira ben sadece bir 'fildişi kulesi' iktisatçısıyım." Onu iktisat danışmanı olarak ekibinde görmeyi çok isteyen Kennedy, Tobin'e oldukça nükteli ve manidar şu karşılığı verir: "Ben de zaten bir fildişi kulesi Başkanı'yım. En iyisi de odur." Kennedy'ye olan saygı ve hürmetimi artıran bir vaka. İşin ehlini bulabilmek ve işi ona teslim edebilmek.

James Tobin Serbest-Piyasa Keynes'çiliği olarak adlandırabileceğimiz iktisat okulunun en önde gelen savunucularından birisi idi. Bu anlayışa göre genel olarak piyasalar işlevleri itibarı ile güzel hoş şeylerdir; fakat devlet bu piyasaların aşırılıklarına karşı teyakkuz halinde müdahale etmeye hazır beklemelidir. İngilizce "market failures and imperfections" olarak bildiğimiz haliyle piyasalar bazen sekteye uğrarlar ve devlet bu noktada insiyatifi ele almalıdır.

Örnek olarak bu son yaşamakta olduğumuz global finansal krize bakmak yeterli olur. Özellikle finansal piyasalar beklentiler üzerine kurulmaları itibarı ile çok zayıf ve oynaktırlar. Olağan zamanlarda çok iyi çalıştığı bilinen piyasa disiplini mekanizması kriz zamanlarında neredeyse tamamen tıkanabilmektedir. Tobin'e göre devlet büyle durumlarda ve gerektiğinde Merkez Bankası veya farklı kurumları vasıtası ile aktif olarak bu piyasalara müdahale edebilme cesaretini göstermelidir.

Paul Krugman'ın o enfes değerlendirmesi ile Tobin esasen "Bırakınız yapsınlar kaderciliği" ile "patavatsız devlet müdahaleciliği" arasındaki orta yolu çizmiş ve göstermiştir. Yani ne kapitalizmin fakiri görmezden gelen ve ezen çarkları ve hoyratlığı; ne de komünizmin insanın elini kolunu bağlayıcı müdahaleciliği. Tobin esasen devletin küçültülmesi ve gerektiğinde ise müdahale edebilmesi yeteneğine sahip olacak dinamizme sahip olabilmesini savunuyordu. Para ve mali politikanın makul ve tedbirli kullanımına da bu yönüyle dikkat etmemiz lazım. Günümüzde Tobin'in de ifade ettiği iktisadi anlayıştaki devlet müdahalesinin etkisi sadece sıkıntıyı yumuşatmak şeklinde olabilir. Zira devletin küçüldüğü bir ortamda beklenen de odur.

Bırakalım piyasalar işlerini yapsınlar ama onları denetlemeye devam edelim ve aşırılıklarda ve aksaklıklarda müdahale edebilme kabiliyetimizi yitirmeyelim. Hepimizin bildiği şu içinden geçmekte olduğumuz global durağan ekonomiyi ele alalım. ABD'de başlıyan finansal krizin "eşik-altı ipotek" piyasalarında ortaya çıktığını artık hepimiz iyi biliyoruz. (Bereket bu piyasalar henüz Türkiye'ye yeni girmekte idi ki pek etkilenmedik finans piyasalarımızda.) Bu piyasaların yeterince denetlenememesi esasen sonun başlangıcı oldu denebilir. Krizden çok önce birçok işaretler belirmiş olmasına rağmen hantallaşmış denetimcilerin bunları önemsememiş olması ciddi bir zaaf. Her ne kadar bazılarımız için bu işaretçilerin emektar kurt iktisatçı ABD Merkez Bankası "Federal Reserve"ün eski başkanı Alan Greenspan'in bile gözünden kaçmış olması teselli edici olarak algılansa da meselenin hassasiyeti ve önemini azaltmaz ve bilakis apaçık ortaya koyuyor.

Son not: Özellikle finansal denetçilerin risk ölçümü ve kontrol sistemlerinde ciddi zaafları var. Bu zaafların sıralanması bile başlı başına ayrı bir yazı konusu olur. (En basitiyle madem senaryo analizi yaparak gelecekteki kriz ortamlarını tahmin etmeye çalışıyorunuzş o zaman normal zamanlardaki koşulları ve varsayımları kullanmayın en azından!!! Neyse şimdi bu konuya dalmak istemiyorum.) Bu zaafların en kısa zamanda gerekli tedbirlerin alınarak bir an önce giderilmesi dileğimle...


Devamını okumak için tıklayınız...

21 Ağustos 2009 Cuma

Kriz ve Turkiye Degerlendirmesi-II

2007 yazinda Amerika'da ipotekli konut piyasasinda baslayarak 2008'in son ceyreginde Lehmann Brothers yatirim bankasinin batmasiyla tum dunyaya sicrayan ve hala etkisini surduren global ekonomik daralma surecinde Turkiye ekonomisi hakkinda neler soylendi kisaca bir goz atalim.

Deutsche Bank: “2009 yilinda devletin iflas etmemesi icin Türkiye’nin 90 milyar dolar dis kaynaga ihtiyacı olacak. Aksi takdirde Türkiye ekonomisi borçlarını ödeyemeyecek ve ağır bir ekonomik krizin altına girecek.” (Washington Post, Kasim 2008.)

Halbuki bu krizle birlikte Türkiye ekonomisinin döviz ihtiyacı azaldı. Cari acik buyuk oranda kapanirken Türkiye döviz ihtiyacını kolayca karşıladı.



Alman Commerzbank doviz analisti Ulrich Leuchtmann: "Eger hukumet IMF ile kredi anlasmasini zorlastiracak sekilde genisletici para politikalarina devam ederse Turkiye cok sert bir devaluasyon riski ile karsi karsiya kalir." (Financial Times, Subat 2009).

Halbuki bugun gelinen noktada Merkez Bankamiz asiri deger kaybetmemesi icin zaman zaman ihale yoluyla piyasadan dolar cekiyor. Devaluasyonun D si bile soz konusu degil. Genisletici para politikasina ragmen butce aciginin ve borcun gayrisafi milli hasilaya orani bir cok avrupa ulkesinden daha dusuk seyretmekte.

Hurriyet Gazetesi: "2008 yılı Nobel İktisat ödülü sahibi ve ‘krizi bilen adam’ olarak tanınan Ekonomist Paul Krugman, Türkiye’yi iflas etme potansiyeline sahip ülkeler arasında saydı."

Krugman cok saygin ve sozune guvenilir bir iktisatci. Fakat dikkat edilirse soylenen soze kaynak olarak Paul Krugman'i degil Hurriyet Gazetesini gosterdim. Zira Krugman'in agzindan cikan ulkelerin arasinda Turkiye ismi gecmemisti. Konuyla ilgili daha once bir yazi kaleme almistim:

http://www.ekonomig.com/2009/04/krugman-turkiye-iflas-riski-tasiyor.html

Peki Hurriyet Krugman'i neden hayali olarak konusturdu? Ve Krugmanin NTV'ye verdigi saydigim 6 ulke arasinda Turkiye yoktu demecini niye yayinlamadi? Bunlar bu yazinin konusu degil ama uzerinde dusunmeye deger sorular.

Rahmi Koc: "IMF ile anlaşmanın mutlaka yapılması gerekmektedir. Oradan alacağımız birkaç milyar dolar değildir. Onun vereceği yeşil ışıktır mühim olan. Bu, Türkiye’ye gelecek doğrudan yatırımları teşvik edecektir. Neredeyse bir teminat olacaktır” (Haziran 2009, Koc Universitesi mezuniyet toreni)

Bakalim son bir yilda global ekonomik kriz nedeniyle hangi ulkeler IMF ile kredi anlasmasi imzalamislar: Belarus, Ermenistan, El Salvador, Gabon, Gürcistan, Guatemala, İzlanda, Kosta Rika, Letonya, Macaristan, Moğolistan, Pakistan, Romanya, Sırbistan, Şeyşeller ve Ukrayna. Rahmi Koc bu ulkelerin dunyaya yesil isik verdiklerini ve IMf anlasmalariyla dunyaya teminat verdiklerine inaniyorsa bir is adami olarak gidip oralarda da yatirimlar yapar heralde. Bizce bu ulkelerle ayni sinifta olmak ancak tum kaynaklarin buyuk sanayiciye akitilmasina, ayricalikli ve kucuk bir elit tabakanin tum kaynaklar uzerinde hakim olmasina teminat olur.

TUSIAD: "İçinde bulunduğumuz küresel ekonomik ve finansal kriz ortamında, Türk ekonomisinin göreli istikrarını ve kazanımlarını korumak ve krizin Türk ekonomisi üzerindeki etkilerini en aza indirgemek bakımından, uzun bir süredir yapılan görüşmelerin bir an önce sonuçlandırılarak, IMF ile bir Stand-by anlaşması yapılmasının son derece gerekli olduğuna inanılmaktadır. Aksi takdirde ozel sektor dis borc yukunu karsilayamama riskiyle karsi karsiya kalacaktir."

TUSIAD krizin baslangicindan beri hukumeti IMF ile anlasmaya zorlamak icin elinden geleni ardina koymadi. Ama IMF ile herhangi bir anlasma yapilmadan Turk ekonomisi agustos ayini buldu. TUSIAD'in iddia ettigi gibi ozel sektor dis borc odemelerinde hic de zorlanmadi. Masallah catir catir her ay 4-5 milyar dolar tutarinda borc odemesini yapiyor ozel sektorumuz. Nedeni cok basit. Bu borclar "back to back" borc da ondan. Yani agalarin borclari aslinda kendilerine. Sag ceplerinden alip sol ceplerine koyuyorlar paralarini. Turkiye'nin dis borc yuku de bu back to back borclar nedeniyle oldugundan daha yuksek gorunmekte fakat su ana kadar odenmesinde bir sorunla karsilasilmis degil. Hukumet IMF den 20-30 milyar dolar kredi kullanip ozel sektorun borclarini odemelerine yardimci olmasi hususunda cok sıkıstırıldı fakat bu oyuna gelmedi.

Simdi deniyorki biz yazilarimizda pembe tablo ciziyormusuz. Turkiye'de ilk ceyrekte %11 kuculme olmus. Bunlari da yazalimmis.

Bunlar zaten kriz lobisinin tum medya organlarinda yazilip ciziliyor. Ben niye katilayim kriz tamtamcilarina. Ben de okuyucuma bardagin dolu tarafini gosteriyorum. Biz inkar etmiyoruz ki Turkiye'nin ilk ceyrekte %11 kuculdugunu. Issizligin %13.6 ya dayandigini. Bu veriler zaten TUIK tarafindan zamani geldikce aciklaniyor, vatandas da ogreniyor. Elbette Turkiye krizden ciddi zarar gormustur. Cunku ihracat yaptigi en onemli dis piyasalarda talep ciddi oranda daralmistir. Buna bagli olarak Turkiye'de de uretim yavaslamis kapasite kullaniminin dusmesiyle de isci cikarmalar yasanmistir. Dunya tarihinin gordugu en buyuk ekonomik buhranlardan biri yasanirken Turkiye'nin hic zarar gormemesi zaten dusunulebilir mi?

Fakat bununla birlikte Türk parasının değerindeki ve faizlerdeki oynaklığa rağmen bankacılık sektörü sağlam kalmistir. Bankaların ortalama sermaye yeterlilik oranı yüzde 18’in üzerinde seyrediyor, bankaların yeterli sermayesi ekonomiye güven veriyor. Dunya'nin en buyuk bankalarinin tuzla buz oldugu bir krizde tek bir Turk bankasi bile zayi olmamis, bankalarimiz karliliklarini yukseltmislerdir. Daha onceleri dunya gulluk gulistanlik iken kendi kendine kriz cikarmayi basaran bu ulke ilk defa kendinden kaynaklanmayan cok buyuk capli bir krize karsi inanilmaz direnc gosteriyor. Bizim anlatmaya calistigimiz iste bu. Isteyen kriz ve felaket tellaligi yapmaya devam edebilir. Bizden bu beklenmesin.


Devamını okumak için tıklayınız...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Bir Kriz ve Turkiye Degerlendirmesi

"Bir insan, bir ev ve bu evin uzerinde bina edildigi arsaya sahip olmadikca tam ve eksiksiz bir adam degildir. Ev sahibi olmak Amerikali olmaktir. Kiralamak ise ondan daha asagida birseydir." Walt Wittmann.

"Kendi evi ve arazisi olan bir insan asla bir kominist olamaz" William Levitt.

"Amerika'da aile degerlerini guclendirmeliyiz, eslerin birlikte yasadigi hane halki sayisini artirmali, ev sahibi olabilmelerini tesvik etmeliyiz." Bill Clinton

"Bu ulkede her zamankinden daha fazla sayida Amerikalinin kapilarini acip 'Evimize hos geldiniz. Mulkiyetimize hosgeldiniz' diyebilecegi bir mulkiyet toplumu olusturmaliyiz." George W. Bush

Yukaridaki sozlerin tamami Amerikan ipotekli konut (mortgage) piyasasinda baslayan, hizla diger ulke ve piyasalara sicrayan ve halen etkisini siddetle yasadigimiz ekonomik krizin cok oncesinde soylendiler elbette. Simdilerde kimin haddine boyle toz pembe tablolar cizmek, Amerikalilara ev sahipligi ruyasi satmak.



2006 yili ikinci ceyreginden baslayarak, ev fiyatlari Amerika genelinde ortalama %33 deger kaybetti. Ev sahiplerinin mortgage odemelerini yapamamalari socucu, sadece 2008yilinda bir milyondan fazla ev haciz edildi. Gecen ay itibariyle bankalardan ev sahiplerine gonderilen iflas, haciz ve acik artirma yontemi ile satis mektuplarinin sayisi tum zamanlarin en yuksek seviyesine cikti. Mortgage piyasalarinda guvenin cokmesi ile banka batislari hala durdurulamiyor. Dun batan Colonial Bank ile birlikte Amerika'da batan banka sayisi 99'a ulasti. Bazilari mayis ayindaki %0.5 lik ev fiyat artisindan umut pompalamaya calissa da ev fiyatlarinin onumuzdeki 3 yil boyunca artmasini beklemek hayal olur. Is sahibi insanlarin ev alabilecegi ve issizlik oraninin %10 lar civarinda seyrettigi dusunulurse ve devam eden hacizlerin piyasaya surekli yeni arz ekledigi goz onunde bulundurulursa, 3 yil kisa bir sure gibi bile gorulebilir.

Boyle bir krizde tek bankasi bile batmadan, ve hatta tum bankalarinin karlilik oranlarini artirarak adeta bir destan yazan Turkiye Bankacilik sektorunu tebrik etmek gerekiyor (Keske krizi firsat bilip krediyi asiri kisarak hem ekonomiye hem de uzun vadede kendilerine zarar vermeseler). Daha da onemlisi bankacilik sistemimizin denetleyici kurumu BDDK'yi, baskani Tevfik Bilgin beyi, canla basla calisan murakiplarimizi, ve her kademedeki tum calisanlarini tebrik ediyoruz. Zamaninda ve bazen surpriz sekilde yaptigi faiz indirimleriyle Merkez Bankamiz da kriz boyunca cok iyi sinav vermis, piyasanin dinamizmini korumasinda oncu rol ustlenmistir.

Hukumetin aldigi vergi indirim tedbirleri her ne kadar gelecekteki talepten calsa da boyle buyuk bir global kriz aninda acil can simidi olarak devreye sokulmus, vergi barisi kanunu ile ulkeye ilave kaynak girisi saglanmistir. Kredi sigorta fonu devreye sokularak kobilere el uzatilmis, onceki krizlerdeki gibi tum kaynaklarin buyuk sanayiciye akitilmasiyla halkin ezilmesi yoluna gidilmemistir. Tekrar tum ekonomi yonetimini yurekten kutluyorum.


Devamını okumak için tıklayınız...