Bir önceki yazımda Türkiye'nin üç önemli sorunundan birisi olarak "fakirlik ve gelir adaletsizliği" üzerinde durdum ve çözümü ile ilgili birkaç öneride bulundum. Bu yazımda ikinci sorun olarak şiddetli ihtilaf'ı incelemeye çalışacağım. Ne yazık ki ülkemizde hergün konuştuğumuz Türk-Kürt, Laik-Dinci, Alevi-Sünni, Müslüman-Gayrı Müslim türünden toplumu saflara ve katmanlara ayıracak çatışmalar körükleniyor. Ve birçoğumuz bunu üzülerek izliyoruz. Büyük bir çoğunluk itibarı ile halkımız bu türden plan ve komplolara itibar etmese de, ne yazık ki ülkemizi kamplara ayırma planları yapan "çıkar odakları" amaçlarına ulaşabilmek için her türlü yöntemi kullanabiliyorlar. Üzüntü vericidir ki halkımız bir kısmı bu propagandalardan etkilenebilmektedir. Hemen bir örnek vermek istiyorum. Ülkemizde ermeni kökenli vatandaşlarımız vardır ve ne yazık ki bir kısım fanatik diyebileceğim ulusalcı (ultra-milliyetçi) bir kesim tarafından hedef gösterilebilmektedirler. Ancak o Ermeni diye sınıflandırdığınız kişiler de isteseniz de istemeseniz de bu ülkenin insanları bunu unutmayalım. Bin yıllık bir tarih içinde Osmanlı tarafından "millet-i sadıka" sıfatı ile taltif edilmişlerdir. Ne acıdır ki bu sadık millet 1. Dünya Savaşı sırasında bazı Batılı devletler tarafından kandırıldı. Ardından gelişen olaylar da hala bizim için büyük bir hüzün kaynağıdır. Bu insanlar bizim zenginliğimizdir. Ermeni vatandaşlarımızın ülke sevgisinden şüphe duymamamız gerekir.
Başka bir güncel örnek de laik-dinci yakıştırmaları. Yani bu konu çok üzücü bir durum. Dinci veya laik diye yaftaladığımız insanların potansiyellerini kullanabilsek bu ülke için ne kadar büyük bir zenginlik olur değil mi? En basitiyle sinerjiden faydalanmış oluruz ki bu büyük bir devrim olur.
"Gladyatör" filminden hiç unutamadığım bir sahne vardır. Roma'daki meşhur amfitiyatronun sahnesine çıkan esir gladyatörler kendilerini bekleyen sona hazırlanmaktadır ve o sahnede kendisi de esir olan Russell Crowe'un oynadığı figür şunu teklif eder: "Whatever comes out of these gates, we have a better chance of survival if we work together... We stay together, we survive." Çok etkilendiğim bir sahne.
Şüphesiz, fikir ihtilafı belli bir ölçüde faydalıdır ve terakki için de muhakkak gereklidir. Gelişme de böyle mümkün olabiliyor. Ancak bunun ölçüsü önemli. Saygıya dayalı bir formül ve birlikte yaşama sosyal kontratı geliştirilmelidir.
Genel olarak bakıldığında, bu partizanlığın ne kadar zararlı olduğu da anlaşılır. Ne yazık ki ekonomimizin her katmanında bir partizanlıktır almış gidiyor. Yani işe başvuran bir aday iseniz, inanın kabiliyetleriniz değil bilakis tanıdıklarınızın zenginliğine göre iş bulabiliyorsunuz. Yani işe alma meselesi kişinin eğitim ve tecrübesine göre değil politik ve sosyal statüşüne göre oluyor. Ehli olmayan tarafından yapılacak işle oluşacak ekonomik kayıplar da cabası.
Son olarak meclisin (TBMM) çalışmaları takip edildiğinde bu ayrılık ve gayrılıkların çalışmaları ne kadar aksattığı anlaşılır. Örneğin askeri müdahale sırasında yazılmış ve halka dayatılmış bir anayasanın kullanılıyor olması bile Türk demokrasisi adına büyük bir ayıp. Partilerin en azından kapalı kapılar arkasında birbirleri ile görüşmeleri ve gerekli çalışmaları yapıp, anlaşmalara varmaları gerekmez mi? Utanç verici.
Bu ayrılıkların aşılması için benim tek bir önerim var: Yurtdışı tecrübesi. Lütfen başta siyasetçilerimiz olmak üzere, bütün münevverlerimizi ve imkanı olan halkımızı yurtdışında bir süre yaşamalarını, veya en azından bir geziye katılmalarını tavsiye ediyorum. Bu dış dünyada hayatın ne kadar zor olduğunu görsünler. Yurtdışında insan gerçekten birlik ve beraberliğin ne kadar değerli olduğunu anlıyor. Birbirimize sarılmazsak bir hiç olduğumuzu ve yeni globalleşen dünya konjonktürü içerisinde, bu çarklar altında ezileceğimizi öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Eğer Türk-Kürt, Laik-dindar, Sünni-Alevi demeden bu topraklar üzerinde hepimizin eşit haklara sahip vatandaşlar olduğumuz ortak paydası altında birleşebilirsek, hayatta kalabiliriz ve insanına saygılı yarının Türkiye'sini hep beraber inşa edebiliriz.
NOT: ABD'nin belki de gelmiş geçmiş en büyük başkanı Abraham Lincoln'ün çok güzel bir sözünü duydum konu ile ilgili. Bence bütün üstte yazdıklarımızı çok güzel yansıtıyor: "A house divided against itself cannot stand." Yani "kendi içinde bölünmüş bir ev ayakta kalamaz."
0 yorum var, yorum okumak-yazmak için tıkla:
Yorum Gönder
Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler.
Sorularınız veya eklemek istedikleriniz için lütfen çekinmeyiniz. Kimliğinizi saklı tutmak için "Anonim" olarak yorumlayabilirsiniz.
Editor'e email atmak isterseniz: editor@ekonomig.com. Yazarlarımıza yazmak isterseniz adının ilk harfi ile soyadının tamamını @ekonomig.com ile birleştirip ulaşabilirsiniz. Örneğin onal@ekonomig.com
Tekrar teşekkürler.
Ekonomig.com