26 Kasım 2009 Perşembe

Piyasa Disiplini Mekanizması

Bir önceki yazima yorum yapan bir okur arkadasin sorusu uzerine bu ikinci yazimi yaziyorum. Bir onceki yazimda gecen hafta sonu katilmis oldugum konferanstan izlenimlerimi aktarmistim. Bu yazimda da o konferansta sundugum makalemi mumkun oldugunca teknik olmayan bir uslupla sozel olarak anlatmis olayim. Okuyucularin ilgisini cekebilecegi umidi ile diyeyim. Zira hepimiz biliyoruz ki akademisyenler olarak cok tenkit edilmeyi sevmeyiz. Bunun icin de bazen cok dar bir konuda uzmanlastikca uzmanlasiriz. Makale basmasina basariz. Ama ote yandan yaptigimiz calismalari zaman icinde cok daha az insan anlamaya baslar. Iste o noktada Nobel odullu iktisatci Robert Shiller'in deyimiyle birisinin bizi sarsip "kardesim, bak cok detayli ve gerceklikle nerdeyse hic ilgisi olmayan bir konuda cok ileri gittin. Bak gel ana cadde burasi" diyerek tekrar bizi gercekligin icine geri getirmesini bekleriz.


Finansin 10 temel prensibini saymaya kalksaniz, hatta en temel 3'unu diyelim, akla gelecek seyler hepimiz icin aynidir. Veya bu biraz iddiali oldu, soyle diyeyim , benim icin bu 3 prensip sunlar olurdu: 1. Paranin zaman degeri (faizi mesrulastiran prensip), 2. risk ve getiri arasindaki takas ve 3. etkin (verimli) piyasalar hipotezi. Eger finans prensiplerinin olusturdugu bir futbol takiminin basinda antrenor olsaydim benim futbol takimimdaki forvet elemanlari bu ucu olurdu diyebilirim. Yaptigim sunum bu prensiplerden ozellikle 2. ve 3.sunu oldukca yakindan ilgilendiriyor diyebilirim. Buna az sonra geri donecegim...

Makelemde bankalar ile mevduat sahipleri arasindaki stratejik ilskileri inceliyorum diyebilirim. Kisaca mevduat sahipleri donemden doneme bankalarindaki mevduatlari tutup tutmama veya artirip/azaltma seklinde kararlar vermektedirler. Bu kararlarinda mevduat sahipleri paralarini yatirdiklarin bankalarin guvenilirliklerine ne derece onem verirler? Yani acaba gercekten paralarini yatirdiklari bankalari izleme ve gozetleme durumunda kendilerini hissederler mi? Bazimiz hemen kesip atmak dusuncesinde olabiliriz: Niye gozetlemeye ihtiyaci olsun ki, ne de olsa mevduat hesaplarindaki paralar devlet guvencesi altinda degil midir? Hem dogru hem yanlis. Dogru cunku paralarimiz belli bir yekuna kadar devlet guvencesi altindadirlar. Yanlis cunku bu guvence sonrasinda mevduat sahibinin hakkini almasi bazen aylar ve yillar bulabilir ki bu mevduat sahipleri icin ekstra bir kulfet demektir.

Aslinda cevaplamaya calistigim soru burda kalmiyor. Bunun da otesinde sayet gercekten de genel olarak baktigimizda mevduat sahipleri gercekten de yatirim yaptiklari bankalarin faaliyetlerini yakindan izliyorlarsa acaba bankalar bundan ders cikarmaktadirlar diyebilir miyiz? Yani bir banka, musteri kaybedebilecegi endisesi ve dusuncesi ile yeri geldiginde (Merkez Bankasi mudahalesine ihtiyac duymadan) kendisini asiri risk almak istemis olmasina ragmen frenleyebilir mi? Sayet bu mumkunse devlete bagli banka denetleyici kurumlarin bunu tesvik etmeye calisacaklarini dusunmek dogru olur mu?

Oncelikle yanlis anlasilmasin, amacim Merkez Bankasi gereksiz bir kurumdur birakalim ekonominin diger sektorlerinde oldugu gibi piyasalar kendi kendilerini duzenlesin diyemez miyiz seklinde 18. ve 19. yuzyilda cok tartisilmis bir meseleyi tekrar isitip tabaginiza koymak degildir. "Free Banking" tecrubesi olarak adlandirilan 18. yuzyil Ingiltere ve Iskocya'sinda bankalar tamamen kendi aralarinda belirledikleri oyunun kurallarina gore is yaparlardi. Arkasinda devlet guvencesi olmamasina ragmen mevduat sahipleri her endiselendikleri anda solugu banka subesinde alip paralarini cekmeye de calismazlardi. Yani az cok basarili bir tecrube diyebiliriz. Bununla birlikte bu yazidaki amacim az once de dedigim gibi Merkez Bankasi'nin varlik gerekcelerini tartismak degil. Bunu sonraki yazilarimdan birisine birakicam.

Makaleme geri donucek olursak, evet mevduat sahipleri bankalari disipline edebilirler mi? Bankarin alacaklari riskler uzerinde etki sahibi olabilirler mi? Bu sorunun yaniti gercekten de evet ise bu bizi iki neticeye goturur: (1) Mevduat sahipleri yatirim yaptiklari bankalari o veya bu sekilde izleyip gozetlemektedirler ve adeta bankanin o anki likidite/karlilik vs. finansal durumu ile ilgili (kaba taslak veya hassas) bir degerlendirme yapabilirler ve fikirleri vardir, (2) bunun da otesinde bankalarin risk alma davranislarini ve yatirim portfoylerini etkileyebilecek potansiyele ve guce sahiptirler.

Iktisatcilar gectigimiz 20 yil icinde bu hipotezleri test etmek amaciyla bircok ampirik testler yaptilar. Ozellikle bankalar ile ilgili veri tabanlarinin guclu ve oldukca yakindan takip edildigi ABD'de bu arastirmalar oncelikli olarak yogunlasti. Ilk etapta celiskili sonuclar veren bu calismalar 90'li yillardan itibaren ekonomik modellerdeki hatalarin azaltilmasi ile beraber ve dogru veri kumelerinin de kullanilmasi ile ciddi miktarlarda bir piyasa disiplini mekanizmasinin islemekte olduguna dair neticeler ortaya koydular. Ardindan sirasiyla Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Rusya finansal piyasalarinda da benzer calismalar yapildi ve hep pozitif neticeler elde edildi. Yani aciklanmasi bir nebze zor da olsa mevduat sahiplerinin aslinda yatirim yaptiklari bankalari etkiledikleri ve banka yoneticilerinin mevduat sahiplerini adeta enselerinde hissettiklerini soylemis olalim.

Peki teorik ve ampirik calismalarla da az cok ortaya konmus olan bu olgu nasil aciklanabilir ve hakli cikarilabilir. Sanirim Calomiris ve Kahn'in 1991 senesinde yapmis olduklari calisma bugun bir klasik haline gelmistir. Bu makalede yazarlar mevduat hesaplarinin soyle ilginc bir ozelligi oldugunu bize hatirlatirlar: Mevduat sahipleri yeri geldiginde faizi kirdirmak pahasina bile olsa bankayi veto edip paralarini cekebilirler. Yani adeta guvenoyu kullanmaktadirlar. Paralarini bankada tutmalari bankaya guvenmeye devam ettiklerini, cekmeleri ise bu guvenlerinin kirildiginin bir gostergesidir zira banka acikca benimsemedikleri bir riske girmektedir. Mevduat hesaplarindaki fonlarin mevduat sahipleri tarafindan istedikleri zamanda cekilebilmesi onlara adeta bu gucu verir.

Butun bunlarin otesinde mekanizma dizayni acisindan devlet kostek olmamali ve en azindan gerekli tesvikler isletilmelidir. Bunlarda en onemlisi tahmin edilebilecegi gibi mevduat sigortasi. Bu sigortanin bir sekilde kapsami degistirilmelidir kanaatimce. Devlet belli bir rakama kadar sinirsiz guvence verdikce piyasa disiplini mekanizmasindan istendigi kadar verim elde edilemez. Ornegin sigortacilik sektorunda de cok kullanilan kismi mevduat garantisi konabilir ve yatirimcilara denebilir ki bakin banka batarsa paranizin sadece %75'ini geri alabilirsiniz. %25'lik kismin sorumlulugu size ait. Bu adeta mevduat sahiplerinin daha dikkatli ve itinali bir sekilde bankalarini secmeleri icin tesvik maksatli bir cezadir. Mevduat sigortasinin tamamen ortadan kaldirilmasi istenen bir durum degildir zira bu bankaya hucumlari baslatip sistemik bir riske neden olur ki bu hicbir zaman istenmez.

Butun bu tartismalar isiginda piyasa disiplinini aciklayabilen bir matematiksel model gelistirdigim dusuncesindeyim. Bu model ayni zamanda "too big to fail" problemini ve mevduat sigortasinin ne sekilde piyasa disiplinine zarar verebilecegini aciklamasi bakimindan onemli. Ote taraftan model risk ile getiri arasindaki iliskiyi farkli bir matematiksel cerceve icinde incelemektedir. Ornegin risk olcum birimi standard sapma yerine sirketlerin iflas etmesine ait ihtimal hesabidir.

Uzun hikayenin ozeti kissadan hisse, "etkin piyasalar hipotezi" kavraminin saglikli isleyebildigi piyasalarda piyasa disiplini gucludur de. Ne var ki bankalarin durumlari ile ilgili saglikli verilerin elde edilememesi suphesiz piyasa disiplinini olumsuz yonde etkileyecektir. Dolayisi ile bankacilik denetleme kurumlarinin yapmasi gereken bankalarin piyasaya kendi mali/finansal kosullari ile ilgi daha fazla bilgi paylasmalidirlar ki bu etkin piyasalar hipotezi isletilebilsin.

Aslinda piyasa disiplini tartismalari kurcalanacak olursa altindan lehte veya aleyhte cok daha felsefi ve politik argumanlar cikabilir. Vakit olursa baska bir yazimda bu noktalara deginmek istiyorum...

1 yorum var, yorum okumak-yazmak için tıkla:

  1. Gayet ilginç bir konuymuş koyduğunuz için teşekkürler. Konuyla ilgili olabileceğini düşündüğüm bir gözlemimi aktarayım. Devlet bankasından birisinde çalışan bir arkadaşıma neden Türkiye'de devlet bankalarının son derece konservatif olmasına rağmen çok tercih edildiğini sormuştum. Aslında bu sorunun cevabının ülke genelinde bu bankaların şubelerinin daha yaygın olmasına bağlıyordum. Fakat arkadaşım bunun tamamıyla doğru olmadığını, meselenin özünde güven olduğunu belirtiyordu. Sonuçta mevduatına daha az faiz vermesine rağmen risk almamak amacıyla insanların daha az geliri tercih ettiğini gösteriyor bu da. Kaldı ki bu arkadaşım bir devlet bankasının Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin operasyonlarını takip eden bir birimde çalışıyordu. Demek ki çok da iyi bir birikime sahip olmasa da buradaki insanlar bu riski bir şekilde algılıyor ve ona göre yatırım yapıyorlardı.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler.
Sorularınız veya eklemek istedikleriniz için lütfen çekinmeyiniz. Kimliğinizi saklı tutmak için "Anonim" olarak yorumlayabilirsiniz.

Editor'e email atmak isterseniz: editor@ekonomig.com. Yazarlarımıza yazmak isterseniz adının ilk harfi ile soyadının tamamını @ekonomig.com ile birleştirip ulaşabilirsiniz. Örneğin onal@ekonomig.com

Tekrar teşekkürler.
Ekonomig.com