29 Kasım 2009 Pazar

Kızıl Tehdit, Kızıl Ordu, Kızıl Meydan, Kızıl Bayrak ...

Dikkatinizi çekti mi bilmem, tarih perspektifinden bakıldığında dünyadaki işçi hareketleri sembolik olarak kırmızıyı kendilerine simge olarak seçmişlerdir. Mevcut duruma (*) karşı memnuniyetsizliklerini dile getiren geniş halk kitleleri büyük isyanlar çıkarırlar. Komünizm de adeta fakir halkın (prolaterya) alınterleri üzerine zenginleşen Burjuva sınıfına karşı bir tepki olarak ortaya çıkmış, kırmızı da esasen kapitalistlere karşı mücadele eden işçi sınıfının akıttığı "kan rengi"ni ifade eder.

Rusya'da geçtiğimiz yüzyılın başında olup bitenleri şöyle kısaca bir hatırlayalım.

1917'deki Bolşevik devriminin ardından Ruslar 1. Dünya Savaşı'ndan çekilirler. Ülkede birkaç yıl sürecek bir iç savaş başlar. Bizim Türkiye'de İngiliz, Fransız ve Yunanlılara karşı verdiğimiz İstiklal Harbi yıllarında, Ruslar da hem kendi aralarında "Kızıl Ordu" ve "Beyaz Ordu" diye savaşmaktadırlar, hem de Komünizme karşı İngilizler ve Fransızlar Beyaz Ordu'yu desteklemektedirler. Bu cani iç savaş sırasında iki taraftan da milyonlarca insan ölür. Neticede savaşı bolşevikler kazanır ve Sovyetler Birliği komünist ideallerin üzerine kurulur.

Yeni ideolojiler adeta hep tepkilerin üzerine doğar. Geçenlerde Fareed Zakaria'nın GPS programına, büyük beğeni ile taküp ettiğim Robert Shiller konuk olmuştu. ABD'deki gelir dağılımındaki adaletsizliğin çok ciddi boyutlara ulaştığını belirten Nobel iktisat ödüllü Shiller, buna karşı bir meslektaşı ile geliştirdiği ve gelir adaletsizliğini oluşturan kaynakların tekrar fakir halka dağıtılmasını esas alan projesinden bahsetti. Fareed Zakaria bunun "komünizm" olarak algılanabileceğini belirtmesi üzerine Shiller çok hoşuma giden şu değerlendirmeyi yaptı. Aklımda kaldığı kadarı ile aktarıyorum çünkü çok aramama rağmen vieoyu tekrar bulamadım. Shiller'e göre asıl bu gelir adaletsizliği problemini 20-30 yıl içinde çözemezsek Amerika'da büyük fırtınalar ve ihtilaller olacak. Zira bütün ihtilaller geniş halk kitlelerinin memnuniyetsizliği üzerine kurulmuştur. Beni açıkçası çok etkiledi.

Bu yazımı da komik/nükteli bir fıkra ile bitirelim. Geçenlerde mühendis bir arkadaşım attığı e-postasında şunu anlatıyor:

Yer, Moskova'da Kızıl Meydan. 1980'li yılların sonu. SSCB yıkıldı, yıkılacak. Gorbaçov tribünde...

Kızıl Ordu ne kadar azametli bir güç olduğunu düşmanlarına göstermek için, olanca haşmetiyle resmi geçit yapıyor, en önde 2’şer metre boyundaki seçkin askerlerin taburu, rap rap yürüyor. Hemen arkasından, namlularını havaya dikmiş halde, tanklar geliyor. Ve, onların arkasından teknoloji harikası nükleer füzeler... O da ne! Füzelerin arkasından elinde pipo, ince gözlüklü, entel dantel tipler yürüyor. Komutanlar falan telaşlanıyor tabii, "Eyvah" diyorlar, alakasız adamlar resmi geçide sızmış... Gorbaçov, eliyle işaret ederek, "Sakin olun" diyor, "resmi geçide ben soktum onları, telaşlanmayın, onlar bizim ekonomistlerimiz... Yaratabilecekleri hasarı tahmin bile edemezsiniz!"

İktisatçıları içeren birçok komplo teorileri anlatılır... Tabi hikayenin belki de gerçekçi olan tarafı şu: İktisatçıların ikna etme güçleri ve kabiliyetleri adeta sınırsızdır. Kullandıkları ekonometrik modellerle size birçok önemsiz projeyi önemliymiş gibi gösterebilirler. Bilindiği üzere şu an dünyanın birçok ülkesinde mühendis veya doktor kökenliden daha çok iktisatçı devlet başkanları vardır. Örneğin şu anki İngiltere başbakanı Gordon Brown'dan tutun, bizim eski başbakanlarımızdan Tansu Çiller vs. birçok devlet adamının ekonomi eğitimi aldığı bir gerçektir. Ekonomistlerin ikna etme güçleri her zaman yüksek olmuştur. Oldukca karmaşık modeller geliştirerek ekonominin geleceği ile ilgili öngörülerde bulunabilecekleri gibi, mikro modellerle daha lokal düzeyli kaynakların paylaştırılması ve dağıtılması problemlerini de çözülmesine yardımcı olduklarını düşünürler.

Bence günümüzdeki en tehlikeli grup finansçılardır. Yani bu yeni meslek grubunun yanında bizim iktisatçılar melek gibi kaldılar. Hani finansçılar bilerek mi yapıyorlar derseniz zannetmem ama, yaptıkları iş çok hassas. Adeta nükleer teknoloji ile uğraşan mühendisler gibi insanlık için çok faydalı da olabilir, veya ufak bir ihmalle patlayan Çernobil vakası gibi büyük yıkımlar da meydana getirebilir...

Bugünlük de bu kadar. Yeni haftadaki finansal ve ekonomik gelişmeleri hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz. Sanırım bir sonraki yazımda Dubai'deki problemlere el atıcam.

* "status quo" kelimesi Türkçe'mizde de "statüko" olarak kullanılmaktadır.

0 yorum var, yorum okumak-yazmak için tıkla:

Yorum Gönder

Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler.
Sorularınız veya eklemek istedikleriniz için lütfen çekinmeyiniz. Kimliğinizi saklı tutmak için "Anonim" olarak yorumlayabilirsiniz.

Editor'e email atmak isterseniz: editor@ekonomig.com. Yazarlarımıza yazmak isterseniz adının ilk harfi ile soyadının tamamını @ekonomig.com ile birleştirip ulaşabilirsiniz. Örneğin onal@ekonomig.com

Tekrar teşekkürler.
Ekonomig.com