1 Mayıs 2009 Cuma

Bankacılığın Sıkıcı Olanı Makbuldür !


Geçtiğimiz 24 Nisan Cuma akşamı, Amerikan PBS televizyon kanalının düayeni Charlie Rose'un sunduğu programın konuklarından olan, 2001 Nobel İktisat Ödülü sahibi Joseph Stiglitz'in, o akşam sarfettiği bir sözü var ki harikaydı: "Banking is supposed to be a boring business". Bana çok vurucu geldi. Tercümesi herhalde şöyle olsa gerek: "Bankacılığın sıkıcı bir iş olmasi beklenir."

Hürriyet'in genel yayın yönetmeni sevgili Ertuğrul Özkök'ün de diline pelesenk ettiği tabirle, Stiglitz'in "bu sözünü nasıl anlamamız lazım?" Yani bankacılık sektörünün, geleneksel çizgisi olan "hanehalklarından mevduat toplama ve bunu krediye ihtiyacı olan firmalara dağıtma" fonksiyonundan uzaklaşmış olmasına, nükteli bir eleştiri olarak mı anlıyalım? İnceden inceye Columbia Üniversitesi profesörü Stiglitz bankacıları aşırı riskli ve fantastik işlere bulaşmalarına mı kızıyor?


Finans sektöründe faaliyet gösteren bankaların yöneticileri, seçtiğim sözcükleri mazur görün, alavere dalavere türü işlemleri yapmaya ve kolay yoldan büyük miktarlar kazanmaya pek meraklıdırlar. Yine bugün iş piyasalarına baktığınızda en zeki yetenekli gençlerin genel olarak finans piyasalarında çalışmayı hayalettiklerini görürsünüz. Yani adeta "Finans IN, mühendislik OUT" oldu. Peki durum her zaman böyle mi idi?

Evet, bankacılık eskiden beri sıradan ve sıkıcı bir meslek idi gibi gelir insana. Mevduatı, faiz adı verilen belli bir ücret karşılığında toplayan bankalar, bu toplanan fonları da müşterileri olan firmalara daha yüksek bir faiz ücreti karşılığında ödünç verirlerdi. Bankaların böyle olunca finansal raporları oldukça monoton ve basit idi. Gelir-gider tablosunda faize dayalı gelir ve gider kalemleri yer alır ve karlar ona göre hızlıca belirlenebilirdi. Yine banka almış olduğu riski az çok tahmin edebilirdi.

1970'lerden bu yana teknoloji ve iletişimdeki gelişmelere paralel olarak finans piyasalarında yenilikler oldu. "Finansal mühendislik" adı altında yeni finansal ürünler dizayn edilmeye başlandı. Bu sektördeki rekabet iyiden iyiye arttı. Örneğin "yatırım fonları" (mutual funds) geliştirildi ve yatırımcılar bu türden çeşitlendirilmiş (well diversified) portföylere daha ucuza ulaşma imkanına sahip oldular. Bütün bu gelişmeler bankaların aleyhine oldu denebilir. Bankalar artan rekabet ile beraber faiz marjından elde ettikleri karlarını düşürmek durumunda kaldılar. Yukarıda bahsetmiş olduğum geleneksel kazanç yolları tıkanınca ek gelirler peşinde koşmaya başladılar. Bilanço dışı yatırımlara girişen bankalar faiz üzerinden kazanç yerine daha çok komisyonlara ve verilen garanti mektuplarına dayalı ücret karşılığı kazanç elde etme yollarına giriştiler.

Buraya kadar çok masum görünen şeyler zamanla değişti zira bilanço dışı türevsel enstrümanlar ortaya çıktı. Sanırım Stiglitz bankaların günümüzde gırtlaklarına kadar "bilanço dışı türevsel işlemelere bulaşmasının yanlış olduğu" ile ilgili kaygısını ifade etmeye çalışıyor bu başta zikrettiğim sözlerde. Maksadı, faiz oranı ve piyasa risklerini azaltmak ve "hedge" ederek kontrol altında tutmak isteyen bankerler için, bu türevsel enstrümanlar tam aradığınız şeylerdir. Ancak aynı enstrümanlar eskilerin deyimiyle "tabiri caiz ise" kumar oynamak isteyen bankerler için de en ideal bir yöntemdir. Ne yazık ki halihazırdaki [finansal] sistemde, yönetici pozisyonundaki bankacıları risk almaya teşvik edici kurallar olduğu sürece, "forwards, futures, options, and swaps" olarak sınıflandırılan bu türev enstrümanlar riski azaltmaktan çok, riski artırmaya yönelik olarak kullanılmaya devam edilecek gibi görünüyor.

Kastettiğim riske teşvik eden başlıca mekanizma tahmin edebildiğiniz gibi bankerlerin maaş ve tazminatları. Banka olağan bir kar veya hatta zarar elde ettiğinde banker standart maaşını alır. Banka olağan dışı olarak adlandırılan karlar elde ettiğinde ise bankerler yönettikleri bankaların hisselerini ve ek ücretler alırlar. Yani bankerler fazladan risk alıp para kaybettiklerinde cezalandırılmadıkları bir sistem. Böyle bir ortam doğal olarak aşırı bankerler için aşırı riskler almayı ve adeta kumar oynamayı yöneticilere teşvik eder.

Aşağıdaki benzetme az önce aklıma geldi. Aslında tam uymuyor ama yine de eğlenmeniz dileği ile koyuyorum: Nasıl olsa banka yöneticileri de Türkiye Süper Ligindeki teknik direktörler gibi az bulunur değiller mi? Denizlispor olmasa, Manisaspor, ordan Eskişehirspor, bir de bakmışsınız her sezon aynı insanlar dönüp dolaşıyor. Bu bizim takımı o öbürünü çalıştırıyor bu yıl, öbür yıl yer değiştiriyorlar..

Çözüm radikal ve basit olmalı diyorum. Bankerlerin maaşlarına maksimum tavan konması lazım. Öteki türlü fahiş fiyatların ve aşırı risklerin önüne pek geçilemeyeceğine banziyor... Örneğin ABD'de zikredilen rakam 500,000 dolar civarında. Şu anda alınan maaşlar ise bunun 10 ile 100 misli arasında değişiyor Amerikan piyasasında. Anlıycağınız bu işi para için değil saygınlık ve onur için yapacak insanlara ihtiyaç var. Eğer haberler doğruysa aynı Arsene Wenger gibi...

İngilizceye vakıf okurlar için yukarıda bahsettiğim programın videosunu aşağıya koydum. Eğlenmeniz dileği ile...



1 yorum var, yorum okumak-yazmak için tıkla:

  1. ben finans yöneticilerine max bir sınır getirlimesine katılmıyorum.sonuçta bu insanlar para denilen kavramı yönetiyorlar.elinizde milyon dolarlar olabilir.ancak bunu kullanmasını bilemezseniz bir ayda bütün paranızı batırabilirsiniz.demek istediğim şu ki banka sahipleri maddi yönden bu yöneticilerini doyurması hatta gerekirse hisse bile vermesi gerekir...bu yapmazsanız bankanız büyük zararlara uğrayabilir hatta batabilir.ancak bahsittiğim yönetici kavramının da profesyonel yöneticiler olması gerekir elbette.
    YanıtlaSil

Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler.
Sorularınız veya eklemek istedikleriniz için lütfen çekinmeyiniz. Kimliğinizi saklı tutmak için "Anonim" olarak yorumlayabilirsiniz.

Editor'e email atmak isterseniz: editor@ekonomig.com. Yazarlarımıza yazmak isterseniz adının ilk harfi ile soyadının tamamını @ekonomig.com ile birleştirip ulaşabilirsiniz. Örneğin onal@ekonomig.com

Tekrar teşekkürler.
Ekonomig.com