26 Nisan 2009 Pazar

İmparatorlukların Çöküşü ...


Osmanlı tarihini en azından kuruluş ve yükseliş dönemleri itibarı ile çok iyi biliriz. Kazanılan askeri ve siyasi başarılar Osmanlıların 15. ve 16. yüzyılda dünyanın süper gücü mesabesine çıkmasına neden olmuştur. Şöyle bir düşünün ki 1396'da Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezit komutasındaki Türk ordusu, daha henüz İstanbul'u bile fethetmemiş olmasına rağmen Niğbolu Savaşı'nda Avrupa'nın birçok devletinin ordularının birleşerek biraraya getirdikleri kocaman Haçlı ordusunu bozguna uğratabilmekteydi. Bu durum nerdeyse 1683'teki Viyana bozgununa kadar sürdü. O zaman bile Osmanlılar ancak ciddi takviye kuvvetleri ile desteklenmiş birleşik Avrupa ordularına yenilmişti.


Osmanlı Devleti'nin bu askeri ve politik başarılarında hiç şüphesiz mali ve finansal sorumluluk, kontrol ve iktisat (ekonomi) büyük bir rol oynamakta idi. Süper bir güç olan bu ülkenin parası ciddi olarak değerli idi ve bunun ötesinde yüzyıllar boyunca (ta ki 18. yy'a kadar) değerini koruyabiliyordu. Osmanlının her sahada başlıyan düşüşü özellikle mali ve ekonomik sektörde tam bir felaket oldu. Osmanlı Devleti ilk kez 1853-6 yılları arasında cereyan eden Kırım Savaşı sırasında borçlandı. Ardından gelen 20 yıl gibi kısa bir süre içerisinde onlarca kez tekrar borçlandı. En son 1877-8 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı bardağı taşıran damla oldu ve Osmanlı bırakın aldığı yabancı borçları bunların faizini bile ödiyemez hale geldi. Bundan sonrası malum, yıkılışa kadar götüren süreç. Alınan borçların akıllı bir şekilde kullanılamaması ve iinanılmaz bir borç alma alışkanlığı bunda en önemli etkenler oldu.

Elbette o zamanki şartların zorluğunu bilmeden 150 yıl sonra böyle ahkam kesmek insafsızca görülebilir. Ne var ki her ne olursa olsun ortaya çıkan tabloda mali ve ekonomik sıkıntıları olan imparatorlukların sonlarının geldiğinin göstergesidir. Özellikle borç veren ülke konumundan borç alan konuma gelmiş olmak ciddi sorunların işaretçisidir.


İlginç bir örnekle bu mevzuyu bir şekilde bağlayıp neticelendireyim. Birleşik Krallık (İngiltere) tartışmasız 18. ve 19. yüzyılın en güçlü imparatorluğu idi. Dünya topraklarının 4'te birine sahip, "üzerinde güneş batmaz bir ülke". Müthiş bir donanma ve askeri güç. Düşünün bir kere 1750 yılında: Amerika kıtasında ciddi topraklar (ki bunlar sonradan 1789'da ABD oldu); Hindistan yarımadasının nerdeyse tamamı; koca kıta Avustralya (hatta bugün bile kraliçeye bağlı!); Afrika kıtasında Mısır ve güney afrika gibi stratejik sahalar; Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusunda sayısız ada bu imparatorluğun kontrolünde idi. İnanılmaz bir zenginlik ve servet. Ve aradan 100-200 yıl geçmeden bunların önemli oranda yitirilmesi... Bu nasıl olur?

Osmanlıların çöküşündekine çok benzer sebepler gözümüze çarpıyor İngiliz imparatorluğunun çöküşünde. Esasen İngilizlerin 1815'te Napolyon komutasındaki Fransız ordusunu Waterloo'da yenmesinden itibaren 1914'te 1. Dünya Savaşı'nın başlıyacağı zamana kadar tarihçiler bu asırlık devreye (1815-1914) "Britanya'nın İmparatorluk Asrı" olarak adlandırırlar. Ne var ki 1. Dünya Savaşı'ndan muzaffer olarak çıkmış ve Osmanlı ve Almanların topraklarına konmuş olmasına rağmen İngilizler ağır ekonomik yükümlülüklerin altına girmişlerdir. İlk kez iktisadi anlamdaki darboğazlar özellikle dost/rakip ABD'den borç alınmasını zorunlu kılmıştır. Bütün bunlara 2. Dünya Savaşı tuz biber ekmiştir adeta. Yine İngilizler her ne kadar savaştan galip çıkmış ve inanılmaz boyutta topraklarını genişletmiş olsalar da Osmanlının son zamanlarındaki gibi borçlarını ödiyemez hale gelmiş olmaları sonun başlangıcı olmuştur onlar için. Savaşın sona ermesinden henüz 2 sene sonra Hindistan elden çıkmış, ardından gelen 20 yıl içerisinde Ortadoğu ve Afrika'da birçok koloni mali yetersizlikler dolayısı ile elden çıkmıştır.

Günümüzde bile bundan alınması gereken dersler olduğu muhakkaktır. Bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun, varlığını devam ettirmesi başka ülkelerin borçlarını finanse etmesine bağlı oluyorsa onda sıkıntı var demektir. Süper bir gücün bütçe açığı ve cari açıklar vermeye tahammülü olamaz. Fareed Zakaria'nın son kitabı "The Post American World" bu bakış açısıyla okunabilir. Yine son zamanlarda sıkça haberlerde okuduğumuz, dünyanın gelişmekte olan devletlerinin önemli güncel meselelerde daha fazla söz sahibi olmak istemeleri bundandır. "Süper güçlerin" buna izin vermesi de artık gücün daha fazla dağılması ile açıklanabilir...

Bu da hafta sonu karışık keyifli bir Pazar yazısı oldu benim için.. Hoşçakalın...

NOT 1: Osmanlı iktisat tarihi, para biriminin değeri vs. ile ilgili bilinen en iyi akademik çalışma halen Boğaziçi Üniversitesinde iktisat tarihi profesörü ve aynı zamanda Orhan Pamuk'un da ağabeyi olan Şevket Pamuk'un "A Monetary History of the Ottoman Empire" adlı kitabıdır. Bu konulara merakı olanlara şiddetle tavsiye ederiz.

NOT 2: Kırım ve Rus savaşlarının tarihlerini (1853-6 yerine 1953-6 ve 1877-8 yerine 1977-8) yanlış girmişim, düzelttim.

5 yorum:

  1. guzel yazmissiniz. yeni okudugum bir kitapta labor shortage uzerine guzel degerlendirmeler var. guclu devletlerin ekonomik varliginda vasifli vasifsiz isci miktari ne kadar etkili sizce?

    YanıtlaSil
  2. Vasıflı/vasıfsız ayrımı son derece önemli elbet. Özellikle ABD'de zayıf eğitime dayalı problemler ciddi bir zaaf halini almaya başladı. Özellikle Thomas Friedman gibi aydınlar bunu köşelerinden sıkça dillendirir oldular. Ortalama bir Amerikalı öğrenci Avrupalı ve Uzak Doğulu akranlarına göre yetenek ve matematik testlerinde çok daha kötü skorlar alıyorlar. Eğitim sisteminde ciddi revizyonlara ihtiyaç var. Özellikle beyaz Protestan Amerikalılar arasında mühendislik vs meslek gruplarına çok rağbet olmuyor. Bu tür branşlara daha çok hintliler ve çinliler ilgi gösteriyor. ABD sonuç itibarı ile competitive edge'ini kaybetmek istemiyorsa innovation'a devam edicek. Yenilikler de bir şekilde gençlere ve halka aktarılacak, mesleki eğitim vs ile. Amerikalılar süper güç statüsünü ancak yüksek teknolojili sektörlere yatırım ile sürdürebilirler.

    YanıtlaSil
  3. yazıda 2.dünya savaşı sonrası topraklarını muazzam şekilde genişleten İngiltere'den bahsediyor. Bu ifade doğru değil, bunu belirtmek istedim. İngiltere 2.Dünya Savaşı'nda tek metre kare toprak kazanmamıştır.

    YanıtlaSil
  4. Evet o kismi sacmalamisim. 1. Dunya Savasi demem gerekirken 2. dunya savasi demisim.. Yerinde "comment" icin tesekkurler...

    YanıtlaSil
  5. ben bir milletin çöküşünü dışarıdan borç alıp almamasına bağlamıyorum.arkadaşım şunu demek istedi heralde:biz de dışardan borç alıyoruz ve bizde batabiliriz.evet bir milletin çöküşünde ekonomi çok önemli.hatta ayakta duruşunda da.ancak bir milleti ayakta tutan ve çöküşünü getiren çok farklı şeyler var.(din duygusu,kafalardaki mantık,insanların hayata bakışı vs)...diğer yandan baktığınızda türkiye pkk için 400 milyar dolardan fazla para harcadı bu zamana kadar.bu parayla neler yapılırdı dusensenıze.ayrıca buna rağmen de ayaktayız.galiba biraz kısa vadeli düşünüyorum.arkadaşım 600 yıllık bir imparatorluktan bahsetti.bahsettiği şeylerin bi çoğu doğru.mesela bu topkapı,dolmabahçe sarayları osmanlı hangi durumdayken yapılmış en önemlisi nasıl yaptırmış(tabıkı dış borclar).bende bunu günümüze uyarlarsam başbakanımızın jetini ortaya atardım heralde...bir kriz ortamı ve 60 milyon euroluk bir jet...ilginç deil mi?....selçuk kiibf

    YanıtlaSil

Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler.
Sorularınız veya eklemek istedikleriniz için lütfen çekinmeyiniz. Kimliğinizi saklı tutmak için "Anonim" olarak yorumlayabilirsiniz.

Editor'e email atmak isterseniz: editor@ekonomig.com. Yazarlarımıza yazmak isterseniz adının ilk harfi ile soyadının tamamını @ekonomig.com ile birleştirip ulaşabilirsiniz. Örneğin onal@ekonomig.com

Tekrar teşekkürler.
Ekonomig.com