
Osmanlı tarihini en azından kuruluş ve yükseliş dönemleri itibarı ile çok iyi biliriz. Kazanılan askeri ve siyasi başarılar Osmanlıların 15. ve 16. yüzyılda dünyanın süper gücü mesabesine çıkmasına neden olmuştur. Şöyle bir düşünün ki 1396'da Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezit komutasındaki Türk ordusu, daha henüz İstanbul'u bile fethetmemiş olmasına rağmen Niğbolu Savaşı'nda Avrupa'nın birçok devletinin ordularının birleşerek biraraya getirdikleri kocaman Haçlı ordusunu bozguna uğratabilmekteydi. Bu durum nerdeyse 1683'teki Viyana bozgununa kadar sürdü. O zaman bile Osmanlılar ancak ciddi takviye kuvvetleri ile desteklenmiş birleşik Avrupa ordularına yenilmişti.
Osmanlı Devleti'nin bu askeri ve politik başarılarında hiç şüphesiz mali ve finansal sorumluluk, kontrol ve iktisat (ekonomi) büyük bir rol oynamakta idi. Süper bir güç olan bu ülkenin parası ciddi olarak değerli idi ve bunun ötesinde yüzyıllar boyunca (ta ki 18. yy'a kadar) değerini koruyabiliyordu. Osmanlının her sahada başlıyan düşüşü özellikle mali ve ekonomik sektörde tam bir felaket oldu. Osmanlı Devleti ilk kez 1853-6 yılları arasında cereyan eden Kırım Savaşı sırasında borçlandı. Ardından gelen 20 yıl gibi kısa bir süre içerisinde onlarca kez tekrar borçlandı. En son 1877-8 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı bardağı taşıran damla oldu ve Osmanlı bırakın aldığı yabancı borçları bunların faizini bile ödiyemez hale geldi. Bundan sonrası malum, yıkılışa kadar götüren süreç. Alınan borçların akıllı bir şekilde kullanılamaması ve iinanılmaz bir borç alma alışkanlığı bunda en önemli etkenler oldu.
Elbette o zamanki şartların zorluğunu bilmeden 150 yıl sonra böyle ahkam kesmek insafsızca görülebilir. Ne var ki her ne olursa olsun ortaya çıkan tabloda mali ve ekonomik sıkıntıları olan imparatorlukların sonlarının geldiğinin göstergesidir. Özellikle borç veren ülke konumundan borç alan konuma gelmiş olmak ciddi sorunların işaretçisidir.

İlginç bir örnekle bu mevzuyu bir şekilde bağlayıp neticelendireyim. Birleşik Krallık (İngiltere) tartışmasız 18. ve 19. yüzyılın en güçlü imparatorluğu idi. Dünya topraklarının 4'te birine sahip, "üzerinde güneş batmaz bir ülke". Müthiş bir donanma ve askeri güç. Düşünün bir kere 1750 yılında: Amerika kıtasında ciddi topraklar (ki bunlar sonradan 1789'da ABD oldu); Hindistan yarımadasının nerdeyse tamamı; koca kıta Avustralya (hatta bugün bile kraliçeye bağlı!); Afrika kıtasında Mısır ve güney afrika gibi stratejik sahalar; Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusunda sayısız ada bu imparatorluğun kontrolünde idi. İnanılmaz bir zenginlik ve servet. Ve aradan 100-200 yıl geçmeden bunların önemli oranda yitirilmesi... Bu nasıl olur?
Osmanlıların çöküşündekine çok benzer sebepler gözümüze çarpıyor İngiliz imparatorluğunun çöküşünde. Esasen İngilizlerin 1815'te Napolyon komutasındaki Fransız ordusunu Waterloo'da yenmesinden itibaren 1914'te 1. Dünya Savaşı'nın başlıyacağı zamana kadar tarihçiler bu asırlık devreye (1815-1914) "Britanya'nın İmparatorluk Asrı" olarak adlandırırlar. Ne var ki 1. Dünya Savaşı'ndan muzaffer olarak çıkmış ve Osmanlı ve Almanların topraklarına konmuş olmasına rağmen İngilizler ağır ekonomik yükümlülüklerin altına girmişlerdir. İlk kez iktisadi anlamdaki darboğazlar özellikle dost/rakip ABD'den borç alınmasını zorunlu kılmıştır. Bütün bunlara 2. Dünya Savaşı tuz biber ekmiştir adeta. Yine İngilizler her ne kadar savaştan galip çıkmış ve inanılmaz boyutta topraklarını genişletmiş olsalar da Osmanlının son zamanlarındaki gibi borçlarını ödiyemez hale gelmiş olmaları sonun başlangıcı olmuştur onlar için. Savaşın sona ermesinden henüz 2 sene sonra Hindistan elden çıkmış, ardından gelen 20 yıl içerisinde Ortadoğu ve Afrika'da birçok koloni mali yetersizlikler dolayısı ile elden çıkmıştır.
Günümüzde bile bundan alınması gereken dersler olduğu muhakkaktır. Bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun, varlığını devam ettirmesi başka ülkelerin borçlarını finanse etmesine bağlı oluyorsa onda sıkıntı var demektir. Süper bir gücün bütçe açığı ve cari açıklar vermeye tahammülü olamaz. Fareed Zakaria'nın son kitabı "The Post American World" bu bakış açısıyla okunabilir. Yine son zamanlarda sıkça haberlerde okuduğumuz, dünyanın gelişmekte olan devletlerinin önemli güncel meselelerde daha fazla söz sahibi olmak istemeleri bundandır. "Süper güçlerin" buna izin vermesi de artık gücün daha fazla dağılması ile açıklanabilir...
Bu da hafta sonu karışık keyifli bir Pazar yazısı oldu benim için.. Hoşçakalın...
NOT 1: Osmanlı iktisat tarihi, para biriminin değeri vs. ile ilgili bilinen en iyi akademik çalışma halen Boğaziçi Üniversitesinde iktisat tarihi profesörü ve aynı zamanda Orhan Pamuk'un da ağabeyi olan Şevket Pamuk'un "A Monetary History of the Ottoman Empire" adlı kitabıdır. Bu konulara merakı olanlara şiddetle tavsiye ederiz.
NOT 2: Kırım ve Rus savaşlarının tarihlerini (1853-6 yerine 1953-6 ve 1877-8 yerine 1977-8) yanlış girmişim, düzelttim.
5 yorum var, yorum okumak-yazmak için tıkla:
Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler.
Sorularınız veya eklemek istedikleriniz için lütfen çekinmeyiniz. Kimliğinizi saklı tutmak için "Anonim" olarak yorumlayabilirsiniz.
Editor'e email atmak isterseniz: editor@ekonomig.com. Yazarlarımıza yazmak isterseniz adının ilk harfi ile soyadının tamamını @ekonomig.com ile birleştirip ulaşabilirsiniz. Örneğin onal@ekonomig.com
Tekrar teşekkürler.
Ekonomig.com