4 Ocak 2009 Pazar

Japon rüyası

Uzun bir tatilin ardından yine birlikteyiz. Paylaşmayı düşündüğüm birçok hikaye var bu önümüzdeki günlerde. Daha önceki bir yazımda da bahsettiğimi hatırlıyorum: ABD'de uygulanan kapitalizm Avrupalılar tarafından aşırı olmakla eleştiriliyor diye. Hatta "kovboy kapitalizm"i olarak adlandırılan bu Amerikan serbest piyasa ve rekabet sistemi, açıkçası kıta Avrupası'nda "orman kanunu"na benzetiliyor ve hiç de tasvip edilmiyor. Bununla birlikte Avrupalılar da, birçok millet gibi para ve güce boyun eğiyorlar. Gerçi son ekononomik kriz herşeyi olduğu gibi, bağlılıklar, paktlar ve sadakatları altüst etmişe benziyor... Avrupalılar, başta Saudiler ve Emirlikler olmak üzere Araplar, Çinliler ve Japonlar on yıllardır yatırımlarını Amerika'ya yönlendirirken bu son ekonomik kriz bu durumun değişmesine neden olabilir.

Amerikalıların hayata bakış açılarının Batı Medeniyetinin diğer milletleri (hassaten Avrupalılar) ile kıyaslandığında farklı olduğu aşikar. Bu, onların yaşam tarzlarına, yiyecek, giyim-kuşam ve hatta sportif oyunlarına da yansımış durumda ve az bir gayretle hemen farkedilebilir. Örneğin, Amerikan futbolu bizim bildiğimiz Avrupa ile Türkiye'de popüler olan futboldan (ki onlar buna futbol değil "soccer" diyorlar) çok daha farklı. Daha çok fiziksel güç ve mücadeleye dayalı. Örneğin top oyuna sokulurken oyuncular sahada bir çizginin karşılıklı taraflarına sıralanırlar ve oyuncular birbirleri ile eşleşirler ki, bu hayali çizgi "mücadele çizgisi" (!) olarak adlandırılır. Amerikalıların bu şekilde mücadele ve itiş-kakış üzerine kurulu oyunlardan fazlası ile hoşlandıkları apaçık ortada.

Gelelelim sadakatlara... Japonlar İkinci Dünya Savaşının yıkımının ardından mağlup olmuş bir devlet olarak ateşkes anlaşmasının gereği ittifak devletlerinin isteklerine boyun eğdi ve ordularını 60 yıllığına lağvetti. (Amerikan askeri kuvvetleri adada konuşlandırıldı ve savunma bu güçlere bırakıldı.) Kaderin cilvesine bakın ki 2005'te sona ermesi gereken yasak, ABD'nin Irak'a destek için askeri kuvvet istemesi üzerine Japon meclisinden geçirilen özel bir kanunla 1 yıl erkene alınarak ordu kuruldu ve 2004 senesinde Irak'a Amerikan kuvvetlerine destek olması için asker gönderildi. Zaten Hollywood Japon kamuoyunu bu duruma 2003 yapımı "Son Samuray" filmi ile fazlası ile hazırlamıştı. Japonya'da büyük beğeni toplıyan film adeta Japonların geçmiş kahramanlıklarını tekrar gün yüzüne çıkarttı. Halk adeta yurtdışına gönderilecek kuvvetler için fikren hazırlandı.

Amerika ile Japonların ilişkileri adeta atom bombalarının 6 ve 9 Ağustos tarihlerinde patlaması ile birlikte tersine döndü. Japonlar Amerikan gücüne boyun eğdi. Fakat aynı zamanda kendilerini tamamıyla üretime ve sanayiye verdiler. Sovyetler Birliği ve Çin'den yükselen muhalefet ve komünist söylem Japon-Amerikan yakınlaşmasını beraberinde getirdi. Tabiri caiz ise Japonya adası, Amerikan çıkarları için adeta dev bir "uçak gemisi"ne dönüştürüldü ve Sovyetlere karşı ABD için bir savunma kalkanına dönüştü. ABD'nin bölgede vazgeçilmez müttefik olarak ilan ettiği Japonya'ya kalkınmasına direkt yardım etti. ABD politikası bu ülkenin kalkınmasını öncelikli olarak belirledi. Zaten çalışkan olan Japon milleti için süper bir güç olmak pek de zor olmadı ve 1970'lerde bunu bütün dünyaya ıspatladı. Halen Japonya ABD'nin ardından dünyanın en yüksek milli hasılasına sahip.

Peki bu ittifaklar böyle devam eder mi? İşte burda durup düşünmemiz lazım. Japonlar daha ne kadar Amerikan dış borç açıklarını finanse eder çok su götürür. Çok uzun olmıyacağını düşünüyorum. Dünya tekrar çok kutuplu bir yapıya bürünüyor. ABD liderliğini devam ettirmek istiyorsa, ne kadar güçlü olursa olsun, adalet ve hukuktan ayrılmamalı. Aksi halde sonu hüsran olur. Tarih kendisini birkez daha tekrar eder. Bu kaçınılmaz olur. Zorbalıkla gücün muhafaza edilebildiği tarihte görülmedi.

Japonlar hakkında ufak bir bilgi: Türkler olarak eskiden beri bu sempatik millete karşı kendimizi yakın hissediyoruz. Ertuğrul fırkateyninin faciası ve ardından gelen hikayeler hala hafızalarımızda. Bununla birlikte Japonlar ile yakın dostluklar kurmak için çok titiz ve özenli davranmalıyız. Japonlar son derece asil ve nezih bir millet. Oldukça çalışkan ve temizler. Yüksek seciyeli bu milleti kendimize elbet dost görmek isteriz. Bunun için söz ve davranışlarımızda doğru sözlü olmamız lazım. İşbirliğini artırmak için bu şart. Onlarla daha fazla ticari ve kültürel ilişkiye geçmeliyiz. Japon yatırımlarını kendi ülkemize çekebilmeliyiz. Ama bunu -Arapların fazlasıyla yaptığı gibi- ucuz Şark kurnazlığı ile yapmamalıyız. Uzun vadeli bir ilişki bizim için çok önemli.

Tokyo'daki Diyanet İşleri başkanlığının yaptırdığı Tokyo Camisi bu anlamda bizim için harika bir kredi. Yine Japonya'daki Türkler de her birisi adeta ülkemizin fahri elçileri.

Ayrıca her yaz İç Anadolu'da özellikle Kapadokya'da Japon turistlerimizi ağırlıyoruz. Onların ülkemizin güzelliklerini bu şekilde görmeleri müthiş bir imkan. Kültür bakanlığımız bu misafirlere özel ilgi göstermeli. Japonya, insanları ve kültürü ile bize çok yakın...

3 yorum var, yorum okumak-yazmak için tıkla:

  1. Ne bu Japon sevgisi? Is teklifi mi var yoksa?

    YanıtlaSil
  2. Son Samuray filmine bu açıdan hiç yaklaşmamıştım. Türk modernleşmesi ve kalkınması ile Japonya karşılaştırılır zaman zaman ABD'nin bu kadar desteği ile kalkındığına göre Japonya bu karşılaştırma tutarlı değil.

    YanıtlaSil
  3. Ekonomik Kriz en çok burayı vurdu herhalde yeniyılla birlikte yeni yazılar görememeye başladık.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler.
Sorularınız veya eklemek istedikleriniz için lütfen çekinmeyiniz. Kimliğinizi saklı tutmak için "Anonim" olarak yorumlayabilirsiniz.

Editor'e email atmak isterseniz: editor@ekonomig.com. Yazarlarımıza yazmak isterseniz adının ilk harfi ile soyadının tamamını @ekonomig.com ile birleştirip ulaşabilirsiniz. Örneğin onal@ekonomig.com

Tekrar teşekkürler.
Ekonomig.com