2 Aralık 2008 Salı

1994 ve 2001 finansal krizlerinin kısa karşılaştırması

1980'lerin başında dışarıya açılan Türkiye, Dünyanin birçok diğer yerlerinde olduğu gibi ekonomisini liberalleştirdi ve fiyatlar ve döviz ile ilgili kısıtlamaları büyük oranda serbest bıraktı. Bu zaman dilimi içerisinde özellikle ilk yıllarda birçok alanda hükümet, piyasalarin işleyişinde kontrolü kaldırdı. Kısıtlamaların kaldırılması ne yazık ki finans piyasalarının sağlıklı işlemesini gerektirecek özenli denetim ve düzenlemeler ile desteklenemediği için ekonomik istikrarsızlar ve bunun getirdiği kriz vs. sorunlar yaşanmaya başlandı. Özellikle global ekonomideki çalkantıların bulaşıcı krizler ve değişik kanallar ile daha hızlı yayılmaya başlaması ile birlikte potansiyel tehlikenin büyümesine neden oldu.


1990'lardaki politik istikrarsızlık, döviz kurlarındaki dengesizlik ve tek hanelere indirilemeyen enflasyon, ilk olarak kendisini Türkiye'de 1994'te yaşanan ciddi bir ekonomik krizle gün yüzüne vurmuş oldu. 5 Nisan Kararlari ile kontrol altına alınmaya calışılan kriz, Türk Lirasının devalüasyona uğraması ile neticelendi. Bunu müteakiben, piyasalarda oluşan güvensizlik ortamını ortadan kaldırmak için mevduata %100 devlet güvencesi getirildi. Politik istikrarsızlıklar İMF ile imzalanan "stand-by" anlaşmalarının disiplinli bir şekilde kesintisiz yürütülmesine engel oldu. Türkiye gerekli finansal altyapi ile ilgili reformları bir türlü geçiremediği için Türk bankalarının sağlıklı calışamadığı yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı.

Bu durum 2000 Kasim ve 2001 Subat aylarinda patlak veren finansal krizle tekrar kontrolden cikmis oldu. IMF'den alinan krediler yatirimcilara gerekli guveni gecici bir sureligine vermis oldu. Bu tarihten itibaren ozellikle Kemal Dervis baskanligindaki ekonomin yonetimi bankacilik sektorunde ciddi duzenlemere gitme karari aldi. İlk olarak kademeli bir şekilde mevduat güvencesinin kaldırılmasına karar verildi. En son Temmuz 2004'te mevduat güvencesi 50.000 TL'ye kadar düşürüldü. 2000-2001 döneminde banka muhasebe yöntemleri değiştirildi. Yine bankacılık sektöründe sermaye yeterliliği konusunda Basel Uzlaşısının gerektirdiği kıstaslar daha disiplinli bir şekilde uygulanmaya ve yaygınlaştırılmaya başlandı.

Bütün bu düzenlemeler ile Türkiye özellikle 2002-2007 döneminde ciddi oranda büyüdü ve enflasyon 30 yıldan uzun bir süre sonra tekrar tek haneli rakamlara düştü. Kişi başı milli gelirde ciddi iyileşmeler oldu. 2002 krizi sonrası 3000 dolar seviyelerinden bu yıl 10.000 dolar seviyelerine kadar yükseldi.

Bankalar bu dönemde özkaynaklarını artırdılar. İlginç bir gelişme ile bankacılık sektöründe yabancıların rolü ciddi oranda arttı. (Günümüzde Türk bankacılık sektörünün %40'ı yabancıların elindedir.) İhracat hacmi Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine çıktı. Dolar 5 yıl boyunca Türk lirası karşısında değer kazanmadı ve hatta değer kaybetti bu zaman diliminde.

Türkiye geçen yıl ABD'de başlıyarak sonrasında bütün dünyayı saran finansal krize işte böyle bir ortamda girdi. Geçtiğimiz 5 yıldaki siyasi ve iktisadi istikrar şüphesiz hükümetin şu an elindeki en büyük kredisi. Ne dersek diyelim halk ekonominin yönetimi konusunda AKP hükümetini sevse de sevmese de, alternatifi olmadığının farkında. "Nehir gecerken at değiştirilmez" misali, beğenelim beğenmeyelim ekonomi yönetimini desteklemek zorundayız. Sonuçta hepimiz aynı teknenin içindeyiz ve tekne batarsa hepimiz birden suya gömülürüz. Bu sanki ABD'de ekonomi konusunda, Cumhuriyetçiler ile kıyaslandığında halkın Demokratlara daha çok güvenmeleri gibi bir şey.

Birçok Avrupa ekonomisi ile kıyaslandığında Türkiye global finansal krizden şu ana kadar en az hasarla atlattı. Hep bu az önce bahsettiğim güven kredibilitesi nedeni ile. Öyle ki Türkiye bölgesindeki en istikrarlı ülkelerden birisi haline geldi. Vashington'da, Moskova'da, Londra ve Paris'te Türkiye'nin içinde olmadığı senaryolara itibar edilmez oldu. İşte örnekler:
  1. Fransız Başbakanı Sarkozy'nin öncülük ettiği Akdeniz zirvesi
  2. Finansal krizden çıkış konusunu en son ABD'deki toplantılarında gündeme getiren G-20 zirvesi
  3. İsrail-Suriye görüşmelerinde arabulucu rolü
Özellikle bugünlerde felaket senaryosu üreten "grafikçi" ekonomistler, durumun hiç de iç açıcı olmadığını ve Türkiye'yi ciddi mali sıkıntıların beklemekte olduğu şeklinde asılsız kampanyalar yürütüyorlar. Bütün bunların hiçbir anlamı yok. Sabahtan akşama kadar grafiklere bak birşey bulamazsın. Zira bunun bilimsel bir yönü yoktur.

Türkiye muhakkak krizi gittikçe daha yakından hissedecektir. Bunda hem fikiriz. Özellikle İMF ile imzalanan yeni stand-by anlaşması piyasaların beklediği güveni tekrar tesis edecektir. Yine piyasalara ciddi bir likidite enjekte edilmiş olacaktır şüphesiz. Unutulmamalıdır ki kriz kötümser olmakla beslenir.

Fabrikatör ve işadamlarınıza düşen biraz daha sabırlı olmaları ve yatırımlarını azaltmamalarıdır. Şu zaman fedakarlık zamanı. Kısa vadeli karlar için insanların ekmek paraları ile oynamasınlar.

1 yorum:

  1. Ekonomistlerin birçoğu AKP düşmanlığından ekonomideki gelişmeleri görmek istemiyorlar. Hatta gerçekleri saptırarak kamuoyunu yanıltıyorlar. Bunu anlamak gerçekten mümkün değil. Birçoğu hakkaniyetli davranmıyor malesef.Son beş senedir Kuzey Avrupa'da yaşayıp o ekonomileri yakından gören biri olarak görüşlerinize katılıyorum.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler.
Sorularınız veya eklemek istedikleriniz için lütfen çekinmeyiniz. Kimliğinizi saklı tutmak için "Anonim" olarak yorumlayabilirsiniz.

Editor'e email atmak isterseniz: editor@ekonomig.com. Yazarlarımıza yazmak isterseniz adının ilk harfi ile soyadının tamamını @ekonomig.com ile birleştirip ulaşabilirsiniz. Örneğin onal@ekonomig.com

Tekrar teşekkürler.
Ekonomig.com